SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporuna göre, Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü 40 GW’a ulaştı. Ancak 2035 hedeflerine ulaşmak için yeni kapasite artışının yanında iletim-dağıtım altyapısı, enerji depolama, talep tarafı katılımı ve piyasa tasarımı belirleyici olacak.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporunu yayımladı. Rapora göre Türkiye, 2025 yılında yenilenebilir enerji kapasitesindeki güçlü artış ve politika çerçevesindeki gelişmelerle enerji dönüşümünde önemli bir ilerleme kaydetti. Ancak artan enerji talebi, yüksek ithalat bağımlılığı ve elektrifikasyonun beklenen hızda ilerlememesi, dönüşümün daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Raporda, Türkiye’de enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçildiği vurgulandı. Buna göre ana gündem yalnızca kapasite artışı değil; yenilenebilir enerji yatırımlarının sisteme sürdürülebilir şekilde entegre edilmesi. Bu kapsamda iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesi, enerji depolama ve talep tarafı katılımı gibi esneklik çözümlerinin yaygınlaştırılması ve piyasa tasarımının dönüşümü destekleyecek şekilde geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
2025’te yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir kaynaklardan geldi
Rapora göre 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaştı. Bu kapasitenin yüzde 62’sini yenilenebilir enerji kaynakları oluşturdu. Aynı yıl devreye alınan 7 GW yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı. Yeni kapasitenin 4,9 GW’ı güneş, 1,9 GW’ı rüzgar, 0,09 GW’ı hidroelektrik, 0,03 GW’ı ise biyokütle ve jeotermal kaynaklardan geldi.
Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü 2025 sonu itibarıyla 40 GW seviyesine ulaştı. Raporda, bu kapasitenin 2035 yılına kadar üç katına çıkarılmasının hedeflendiği belirtildi. Bu hedefe ulaşmak için önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl ortalama toplam 8 GW düzeyinde yeni güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin devreye alınmasına ihtiyaç olduğu ifade edildi.
Enerji talebi dönüşümün etkisini sınırlıyor
SHURA’nın raporuna göre yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışa rağmen enerji talebi ve sera gazı emisyonları yükselmeye devam ediyor. Enerji yoğunluğundaki iyileşmenin yavaşlaması ve son dönemde yeniden artış göstermesi, dönüşümün talep tarafında yeterince desteklenmediğine işaret ediyor.
Bu nedenle raporda, enerji dönüşümünün yalnızca yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışla sınırlı görülmemesi gerektiği vurgulandı. Enerji verimliliği, elektrifikasyon, talep yönetimi ve sanayide daha yüksek katma değerli üretim yapısına geçiş, dönüşümün temel bileşenleri arasında gösterildi.
İthal fosil yakıt bağımlılığı jeopolitik riskleri artırıyor
Raporda, Türkiye’nin enerji sistemi üzerindeki ithalat bağımlılığına da dikkat çekildi. 2025 yılında Türkiye’nin enerji ürünleri ithalatı 2024’e kıyasla yüzde 5 azalarak 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığı ise yüzde 4 düşüşle 47 milyar dolara geriledi. Ancak bu sınırlı iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat gelişmelerinden kaynaklandığı belirtildi.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumu nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden etkilendiğini belirtti. Bağ, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmaların enerji fiyatları üzerindeki etkisinin bu kırılganlığı daha görünür hale getirdiğini ifade etti.
Bağ, enerji dönüşümünün yalnızca çevresel değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından da kritik bir araç olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi gerektiğini belirten Bağ, özellikle güneş ve rüzgar enerjisinde öngörülen kapasite artışlarının gerçekleştirilmesinin kritik olduğunu kaydetti.
COP31 stratejik fırsat olarak görülüyor
Raporda, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın enerji dönüşümünü hızlandırmak için kritik bir fırsat sunduğu belirtildi.
Alkım Bağ, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasite artışı, yerli üretim kabiliyeti ve politika geliştirme deneyimiyle enerji dönüşümünde öne çıkan ülkeler arasında yer aldığını ifade etti. Bağ’a göre COP31, ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak yapısal reformların desteklenmesi ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilize edilmesi için stratejik bir kaldıraç olarak değerlendirilebilir.
Yeni teknolojiler dönüşümün merkezinde
SHURA raporunda yeşil hidrojen, batarya enerji depolama, dijitalleşme ve elektrifikasyon teknolojileri de enerji dönüşümünün temel unsurları arasında gösterildi. Rapora göre bu teknolojiler, sistemin karbonsuzlaşmasını hızlandırmanın yanı sıra esneklik, verimlilik ve arz güvenliğini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Yeşil hidrojenin özellikle ağır sanayi ve uzun mesafe taşımacılık gibi karbonsuzlaşması zor sektörlerde kritik bir çözüm sunabileceği belirtilirken, batarya depolama sistemlerinin yenilenebilir enerji entegrasyonunu destekleyerek şebeke esnekliğini artıracağı ifade edildi. Elektrifikasyon teknolojilerinin ise son kullanım sektörlerinde fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji talebinin yapısını dönüştürebileceği vurgulandı.
Raporda ayrıca, yeni teknolojilere yönelik stratejik yol haritalarının tamamlanması, mevzuat altyapısının oluşturulması ve yerli üretim kapasitesinin desteklenmesinin Türkiye’nin enerji dönüşümündeki rekabet gücünü artıracağı belirtildi.
Fosil yakıtlardan çıkışta belirsizlik sürüyor
Raporda, İklim Kanunu çerçevesinde devreye girecek ulusal emisyon ticaret sistemi ve karbon fiyatlamasının fosil yakıtlardan uzaklaşmayı teşvik edeceği ifade edildi. Buna karşın fosil yakıtlardan kademeli çıkışa yönelik net ve öngörülebilir bir yol haritasının bulunmaması, dönüşümün hızını sınırlayan unsurlar arasında gösterildi.
SHURA, fosil yakıtlardan uzaklaşmayı destekleyen açık hedefler ile sosyal ve ekonomik etkileri gözeten adil geçiş mekanizmalarının birlikte ele alınmasının, enerji dönüşümünün kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından önem taşıdığını vurguladı.